PEYGAMBERLER VE GÜNAH...
01 Şubat 2018

Sevgili Dostlar.. Sizlerden sürekli olarak Sitemizde görmeyi istediğiniz konularla ilgili istekler alıyoruz. Ve bu da bizi çok memnun kılmakta. Özellikle Dini Konular, liste başı. Merak ettikleriniz, acaba dedikleriniz, aklınızı karıştıran pek çok soru da almaktayız.  Elbette bu konulara değineceğiz sırasıyla. Ancak özellikle Dini Konuların derinliği ve bazı terimlerin bilinmezliği, yazılarımızı uzun tutmamıza neden oluyor. İstediğimiz sizlerin konuyu okurken karşılaşacağınız bir kelime, tanım vs. nedeniyle dikkatinizin dağılmaması. Parantez içinde hemen o ibarenin açıklamasını bulacaksınız. Bu nedenle parantez içinde açıklamalara yer veriyoruz gerek gördükçe. Şu anda okumaya başladığınız Peygamberler ve Günah İlişkisi başlığı en çok soru aldığımız ve bizden açıklamamızı istediğiniz konuların önde gelenlerinden. Uzun olacak biraz.. Konuyu birkaç bölümde irdelemeyi planladık. Siz bu sayfayı okurken, editörlerimiz devamını yazmaya başladılar bile.

Sağlıcakla kalın..

 

 

Genel görüşe göre peygamberler masumdur, günah işlemezler, onlara günah istinat edilmez. Peygamberler melekler kadar masumdur. Peygamberlerin ufuk tefek kusurlarına (zelle) günah gözüyle bakmamak gerekir zira günah azabı gerektirir. Onlar azap görmeyecekler. Ancak mutlaka hepimizin evinde bir Kuran tefsiri, tercümesi bulunuyor. Vereceğimiz ilgili Sure ve Ayetleri açıp okuduğunuzda peygamberlerin günahlarının izlerini bulabileceksiniz. Hatta Tevrat ve İncil’de de aynı günahları bulmak olası. “Nasıl olur?” demeyin, içinizdeki acabaları gidermek için aşağıdaki satırları dikkatle okumanız gerek. Din ulemaları, tefsirciler, yorumcular vd. peygamberlerin işlediği günahları Kuran açık seçik belirtmesine ve Peygamberlerin bizzat kendilerinin işledikleri günahlardan dolayı af dilemelerine ve de Tanrı’nın “Bağışladım” demesine rağmen ağız birliği edercesine ret yolunu seçerler ve “Onlar masumdur, günahsızdır” der dururlar.

 

Oysa Yüce Yaradan kullarına, bizlere şöyle sesleniyor Kuran’da.

“Kim sözlerimi inkâr edip nankörlük yaparsa o ateşte sonsuza dek yanacaktır. Nankörler ateş halkıdır. Orada sürekli kalacaklar” (13/116)

Bakara Suresi Ayet 89’da da aynen şöyle buyrulmuştur. “Rabbin laneti, inkârcıların üzerine olsun.”

 

İmanlıyı Kuran’dan yabancılaştıran inkârcı zihniyete göre “Din, mukaddes kitaplardan değil ancak ilmihallerden, hadislerden öğrenilir”, genel İslami kanı böyledir.  Peygamberlerin günahları yoktur, Kuran tercümelerinde peygamber günah işlemiş diyen bir ayet bulamazsınız. Onlara göre Mukaddes Kitap da yalan söyler, yalan yanlış ayetlere itibar eden zındıktır. Onun için gerçek din (yine onlara göre) Allah’ın Kelamı’ndan hâşâ öğrenilemez. O’nun Türkçesini okuyan kâfir olur.  (Cübbeli Ahmet Hoca (?), Mahmut Ustaosmanoğlu Hoca (?) vd. videoları) Bunlar Diyanetin Türkçe Kuran’ını da beğenmeyip, meydan okurlar. İmanlı kardeşleri Din’i, Mukaddes Kitaplardan değil, bu tür ulemaların yazdıkları ilmihallerden öğrenmelidirler. Fıkıh, kelam gibi Müslüman’ın amentüsü olan bilgiler Kuran’dan değil, onların yazdıkları tefsirlerden öğrenilmelidir. “Musa’nın adam öldürdüğüne inanmayın, Âdem’in isyanına da, bunlar gerçekte olmamıştır, temsilidir. Tanrı hiç katil, günahkâr birini Peygamber yapar mı?” derler. Oysa bu gibiler şunu unutuyorlar. İşlenmemiş günahın bağışlanması olur mu? Tabi ki olmaz, olamaz. Basit bir sebep sonuç ilişkisi. Yüce Yaradan “Bağışladım” demişse, demek ki ortada apaçık işlenmiş bir günah vardır. Bağışlanma sözcüğünü ancak günahın olduğu, gerçekleştiği yerde kullanmıştır Allah.

 

Bu kökü asırlara dayanan tartışmalar maalesef yalnızca İslam bilginleri arasındadır. Yoksa Tevrat ve İncil inanırları o kitaplarda yazılan peygamberlerinin günahlarını da basbayağı kabullenmişlerdir. Bu konuda “icma var” diyerek, Allah’ın Kelamı’nı yalanlamaya, inkâra kalkarlar. (İcmâ İslam hukukuna göre, herhangi bir çağ veya dönemde yaşamış İslam bilgini ve müctehidlerin Kitap (Kur'an), Sünnet ve bazı mezheplere göre kıyasın delillerinden birine dayanarak, şeriatın (İslami hükümlerin) bir meselesi konusunda aynı hükmü vermeleri, aynı hükümde birleşmeleridir. Müctehid ise ictihad eden kişi demektir. Peki ictihad nedir? O da bir İslam hukuku terimi. Arapça kökenli sözcük bir İslam hukukçusunun fıkıh usulü prensiplerini kullanarak hükme varmak için çaba harcamasına ve sonunda vardığı hükme verilen isimdir. Kelime anlamı “çaba göstermek”)

 

Günah işlemeyen, günahtan arınmış tek varlık Cenabı Hakk’tır. O, iman edenin ve de sırasında meleklerin de günahlarının lütfuyla bağışlayan tek yüce varlıktır. Piyasada, yayınevlerinin raflarında Peygamberlerin hayatlarını konu yapan pek çok İslami kitabı inceledik, hatta didik didik ettik. Bunların hepsinde Resullerin küllisi masumdur, günahtan korunmuştur. Hiçbiri peygamberin yanlışından, kusurundan, günahlarından bahsetmez. Ancak Yüce Yaradan, tüm Mukaddes Kitaplarda birkaçı hariç, gelmiş geçmiş tüm resullerin günahlarından bahsetmektedir. Öyleyse gerçek inanan, Allah’ın Kelamı’na mı inanacak, yoksa bu din tacirlerinin uydurma hikâyelerine mi? Bu sorunun cevabı elbette kesin olarak bellidir.

 

İnkârcı olmayan, Allah’tan korkan, takva sahibi (Takva kulun, azametinden korkarak ve rahmetini ümit ederek Rabb'ine karşı olan kulluk görevlerini yerine getirmesi, emirlerini tutup yasakladıklarından kaçınması anlamına gelen bir terimdir. Kuran'ı Kerim'de Allah katında insanların en üstünün en çok takva sahibi olanlar olduğu belirtilmiştir) din âlimleri ve de mezhepler yok mu? Elbette var. Örneğin, İslami mektepte güçlü bir yere sahip olan Mutezile (İslam dininde bir itikadi mezhep. Mu'tezile, kelime olarak i'tezele sözcüğünden türeyerek) "ayrılanlar, uzaklaşanlar, bir tarafa çekilenler" anlamına gelir. Bu felsefenin temeli insan ve bilgi meseleleridir. Buna göre akıl ile bağdaşmayan, duyularla kanıtlanamayan bir şeyin gerçekliği söz konusu değildir. Mutezile mezhebi mezheplerin arasında en akılcı olandır ve genel olarak Ehl-i Sünnet içerisinde hoş karşılanmaz, tekfir/kâfir ilan edildiği de olmuştur. Mutezile mezhebi her ne kadar bugün pek yaygın olmasa da, özellikle Abbasiler döneminde güçlenmiştir) ekolüne tabi olanların bir bölümü peygamberin günah işlediğini, diğer bölümüyse buluğdan sonra artık günah işlemediğini kabul eder.  Ehl-İ Sünnet’in (Sünnilik ya da Ehl-i Sünnet, İslam dininin sünnet doktrinine dayalı, günümüzde dünya üzerindeki iki büyük kolundan biri ve % 83'lük bir oran ile en büyük mensubunun bulunduğu mezhepler grubudur) bir kısmı Peygamberin ancak vahiyden sorumlu tutulacağını, Haricilerin (Haricîlik, Haric’îyye ya da Havârîc İslam dininde bir siyasi mezhep olarak Hicri ilk yüzyılda ortaya çıkmış ve asırlardır kendini değişik şekillerde sergileyen bir hareket. İslâm dünyası içerisinde %2'lik bir kısmı oluşturmaktadır) bir kısmı da peygamberlerin de günah işlediklerini, Haşviyye cemaatiyse Peygamberin büyük/küçük günah işleyebileceğini kabul etmiştir. (Haşviyye, akıl yürütmeyi reddedip sadece naklin zahirî -açık, görünen söz- manasına itibar eden; bu yaklaşım nedeniyle de Allah hakkında teşbih -benzetme-  ve tecsime -cisimleştirme- kadar varan görüşleri benimseyenleri ifade eder. Haşviyye, bir mezhebi değil bir yaklaşımı ifade eder.  Haşviyye derin kavrayış ve muhakemeden yoksun, bilgisiz, lafızcı -söze değer veren- ve zahircidir)

 

 Yukarıda da belirttiğimiz gibi Musevi ve İsevilerde böyle bir tartışma yoktur. Yaklaşık 3500 yıldır, her iki din de peygamberlerini kusur ve hatalarıyla benimsemişler, sevmiş ve saymışlardır. İşledikleri kusur ve günahları Kutsal Kitaplarında okuduklarından asla taviz vermeden, inkâr etmeden, eğip bükmeden “Hikmeti, Göklerin Hâkimi’nde gizlidir” deyip, kitaplarına asla saygısızlık etmemişlerdir. Ancak bazı önemli Din Âlimlerimizin de burada hakkını verelim. Bu değerli Hocalar, “Peygamberler de beşerdir, elbette hataları, kusurları olmuştur. Melekler gibi suçsuz, masum, günahsız olamazlar. Bizi ilgilendiren tevhide kazandırdıklarıdır. (Tevhit ya da tevhid, tektanrıcılık kavramının İslam terminolojisindeki karşılığıdır. Tevhid Allah'ın isim ve sıfatları konusunda şirki reddetmektir.) Onlar yalnızca tebliğden sorumludur, günahı, hatası ve kusurları bizi değil kendisini ilgilendirir. Bunlardan herhangi birini yaptıkları zaman zaten hemen af dilemişler ve bağışlaması engin olan Mevla da affetmiştir” demişlerdir. Akılcı, çağdaş din âlimlerimizden merhum Yaşar Nuri Öztürk, peygamberlerin melek olmadıklarını, günah işlediklerini Kuran’dan belgelerle şöyle açıklar: “Hiçbir peygamber melek değildir. O halde, hiçbir peygamberi hata ve günah işlemez birer varlık olarak düşünmek, kendilerini ilahlık mertebesine çıkarmak olacağından küfürdür. (Küfür: Şüphe, cehalet ve inkâr gibi sebeplerle dinen inanılması gereken şeylere iman etmemek veya saygısızlık yapıp alay etmektir.) Ancak biz peygamberlere saygımız yüzünden günah kelimesini onlara izafe etmeyerek, bunun yerine zelle (sürçme) deyimini kullanırız. Ama biliriz ki Kuran günah (zenb) sözcüğünü peygamberlere, bu arada Hz. Muhammed’e bile izafe etmiştir.” Yaşar Nuri Öztürk, Kuran’daki İslam. Örnek olarak Yusuf 12 Şuara 14, Gafir 55, Muhammed 19, Fetih 2… Yüce Yaradan Fetih 2’de aynen şöyle demektedir: Gerçekten biz, sana apaçık bir fetih ihsan ve ikram ettik. Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlayacak.” Prof Dr. Abdülaziz Bayındır, eski Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş gibi değerli din âlimleri de Öztürkle aynı görüşü paylaşmaktadırlar.

 

Kuran’da peygamberlerin Tevrat’ta açıkça belirtilmiş günahlarının mahiyeti/içeriği genelde perdelenmiş, gizlenmiştir. Enam Suresi 34’te açık olarak resullerin bazı günahlarının sansürlenerek anlatıldığı duyurulmaktadır. “Muhakkak ki peygamberlerin haberlerinden bazısı sana geldi”. Bizim Kutsal Kitabımızdaki bazı resullerin işlemiş oldukları kabahatler, günahlar da bu kez Tevrat’ta bulunmaz. Tevrat’ta işlenen günahların çoğuna Kuran itibar etmemiştir. Mesela Yusuf’un zinaya teşebbüsü Mukaddes Kitap’ta bulunmaz. Süleyman’ın da sonradan kâfirliği seçmiş olması da Kuran’da işlenmemiştir. Daha da önemlisi Süleyman’ın krallığı hakkında bir tek ayet bulamazsınız. Kuran’da bir diğer ayrıntı da bazı resullerin kusurlarını sembol olarak aktarmış olmasıdır. Yahudilerin Kutsal Kitabının geniş ve net biçimde verdiği Davut’un zinası, Müslümanların hadis kitaplarında konu edilmişse de, konu Kuran’da koyun sembolleriyle geçiştirilmiştir yani örtülmüştür. Yaradan bu örtmeyi Gafir Suresi 78’de açık bir dille şöyle buyurmaktadır. “Onların bir kısmının hikâyesini sana anlattık, bir kısmını anlatmadık.”

 

Tevrat’ta peygamberlerin kusurları yer, zaman ve kişi adı verilerek kesintisiz anlatılmışken, Kuran’da kusurlarına sıra geldiğinde o kısım çıkarılmış, kırpılmış ve sonra devam edilmiştir. Yusuf’un kendi ulusunu köle yaptığı, Eyüp’ün Tanrı ile münakaşa ettiği bölümlerin çıkarılmış olması gibi. Tipik bir örnek verelim. Kuran Eyüp Peygamberin sabır örneklerinden çok kısa pasajlar verir, iki ayette itaatini ve sabrını över, bundan sonrası yoktur ve sonuçta sabrının ödülünü bir ayette ziyadesiyle alır. Oysa asıl kaynağında o, örnek kısa sözde sabırdan sonra Eyüp’ün tavrı değişir ve Tanrı’yla davalaşır, isyan eder, verilen belaya küfreder. Tevrat’ta belgeleriyle işlenen bu hususlar Kuran’da yer almaz. Tevrat kendi soy ağacından gelen ata Resulleri hakkında kısa bilgiler vermemiş, yaşamlarını teferruatlı ve geniş biçimde anlatmıştır. Kısacası onların da birer beşer olduklarını belirtmiştir, üstüne basa basa. Kutsal Kitaplarının birkaç kez yakılmasına rağmen, sağda solda kalan belgeleri toplayarak yeniden yazdıkları Tevrat’ta, peygamberleri hakkında daha evvel ne gibi kusur, günah, kabahatleri varsa silme yoluna gitmemişler, aynen yazıya geçirmişlerdir. Allah, Kuran’da bu en son haliyle Tevrat’ın içindeki ayetlerin tümüne kefil olduğunu Müslüman’a, yirmi beşe yakın metinde duyurmaktadır. “Resulüm eğer sana indirdiğimizden kuşku duyuyorsan, senden önce Kitabı (Tevrat’ı) okuyanlara sor. Sakın şüphecilerden olma.” Yunus, 94… “Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorun.” Nahl, 43..

 

Biz Kuran’da nasıl bir tek kelimenin değişmediğine asırlardır iman ediyorsak, Musevi ve İseviler de kendi kitapları için aynı şeye inanırlar. Yani onlar için de Tevrat ve İncil asla değişmemiştir ve sonsuza dek de değişmeyecektir. (Bu konuyla ilgili geniş yazımız hazırlanmaktadır) Bir Musevi kendi Kutsal Kitabı’nın değişmeyeceğine kanıt olarak Allah’ta söz değişmez” ayetini gösterir. “Size emretmekte olduğum söze bir şey katmayacaksınız ve ondan eksiltmeyeceksiniz ta ki Allah’ınız Rabbini size emretmekte olduğu emirleri tutasınız.”  Tevrat-Tensiye, 4/2. İncil’deyse hikmet sahibi Tanrı şöyle konuşur; “Benim sözlerim kıyamete kadar değişmeyecek. Gök ve yer geçecek fakat benim sözlerim geçmeyecektir.” İncil-Matta, 24/35

 

(1. Bölümün sonu)

 

  • YORUMLAR (0)
  • YORUM YAP
    • İlk yorumu sen yap.
  • Ad Soyad E-mail Adres Yorum