AKŞEMSEDDİN (AKŞEYH): İSTANBUL’UN MANEVİ FATİHİ III. BÖLÜM
27 Ocak 2020

 

Konumuz Bizas İmparatorunun söz konusu savaşa katılması, ancak kaybedince giysilerini değiştirip taa İstanbul’a kadar kaçması. Olabilir mi? Bizce olmaz ama haydi oldu diyelim. Baksanıza koskoca İslam kaynakları Zâtüs-savârî Muharebesi’ni anlatırken İmparatorla alakalı bu iddiada bulunuyorlar. II. Konstans’la herhangi bir alıp veremediğimiz olamaz elbette. Ancak aklımıza takılan bir hususu sizinle paylaşmak amacındayız.  Bakalım bu iddialarda kaynak olarak adı geçen kimler ve bunların hangi eserleri kaynakça olarak gösterilmiş.

 

Birinci sırada Theophanes var. Theophanes (Günah çıkartıcı Theophanis) 758-817 yılları arasında yaşamış Bizanslı bir vakanüvis, keşiş, aziz, asilzade. Tek önemli eseri Grekçe Chronographia'yı, 810/811 yılında yazmış. Günümüz edebiyatçılarının görüşlerine göre dil ve ruh bakımından avam seviyesinde kalmış olan Chronographia, kendi dönemi ve sonrasında Bizans'ta ve de günümüz tarihçilerince çok eleştirilmiş. Hıristiyanlık dinine karşı son derece hassas olan Bizans çevrelerince bu “azizin” eseri sonraki dönemlerde kronik edebiyatı derinden etkilemiş, kendisinden sonra yazılan kronolojilere kaynak olmuştur. O dönemde din ve siyasetin iç içe olduğunu, bazen güncel hatta geçmiş dönem menfaat çatışmaları karşısında birbirlerini acımasızca eleştirdikleri, hatta daha da ileri gittiklerini yadsıyamayız.

 

Bizim kaynakları değerlendirmemizde, kaynakça olarak gösterilen eser ve yazarının son derece sağlam, güvenilir olması gerekmektedir. Kaynağın bizim tezimizi, görüşümüzü destekleyen yazılarını alıp kullanmamız, bize veya somut gerçeklere ters düşen verdiği bilgileri de değersiz saymamız veya görmezden gelmemiz kesinlikle bize yakışmaz. Eğer Theophanes’in değerli, doğru ve sağlam bir kaynak olduğu düşüncesinden hareketle, Zâtüs-savârî Muharebesi’nde dönemin Bizans İmparatoru II. Konstans’ın kıyafet değiştirerek savaş yerinden kaçıp İstanbul’a döndüğünü kabul edersek, aşağıda vereceğimiz aynı eserde, aynı konudaki bir başka örneği de aynen doğru olarak kabul etmemiz, değerlendirmemiz gerekmez mi?

 

Bakın II. Konstans konusunda özellikle Türk tarihçilerince “doğru, sağlam” bir kaynak olarak nitelendirilen aziz Theophanes yine aynı eserinde (Chronographia) bize nasıl “sağlam, güvenilir” bir bilgi aktarmakta.

 

Muaviye, Rodos'a düzenlemek istediği sefer için yine Hz. Osman'a başvurdu ve ondan izin istedi. İslam donanmasının kazanmış olduğu zaferlerin onlara bir güven duygusu aşıladığı anlaşılıyor ki, bu talep karşısında halife Osman, Muaviye'ye sefer için izin verdi. Kıbrıs'a düzenlenen ikinci seferden bir yıl sonra da Rodos'a İslam donanması gönderildi. Bazı kaynaklarca bu göreve Ebu'l-Aver'in tayin edilmişti. Ebu'l-Aver, Rodos'u yağmaladı ve çok miktarda ganimet elde etti. Hatta onun emriyle İslam askerleri Rodos'ta bin üç yüz yetmiş yıldır dikili olan Rodos Heykeli yerinden sökmüş ve savaş ganimeti olarak almışlardı. Bu heykel bronzdan yapılmıştı. Arabistan’a döndüklerinde bu heykel parçalara ayrılarak Urfalı Yahudi bir tüccara satıldı. Söylenenlere göre bu heykel tam dokuz yüz deve yükü ediyordu.

 

Kaynak mı istiyorsunuz? Kaynak Theophanes, eseri Chronographia, sayfa 44.   Yani FinikeSavaşı’nın anlatıldığı sayfanın bir öncesi. Müslümanlar Rodos’u yağmalıyor, çok miktarda ganimet elde ediyor, ancak bununla yetinmeyip 1370 yıldır orada dikili olan Rodos Heykeli’ni de söküp, hurdacıya satıyorlar.

 

Hepiniz bilirsiniz ama biz bir kez daha hafızalarımızı tazeleyelim. Dünyanın yedi harikasından biri olan ve milattan önce 300’lü yıllarda bizzat Rodoslular (o zaman adada Dorlar yaşıyordu) tarafından tahminen 12 senede yapılan (MÖ. 282) Rodos Heykeli, elindeki uzun meşalenin ucunda geceleri yakılan ateşle gemicilere deniz feneri vazifesini görürdü. Heykeltraş Khares tarafından yapılan ve Antik Çağ'da Rodos Adası'ndaki Rodos şehrinin limanının girişinde bulunan heykel, aslında Yunan Güneş Tanrısı Helios'un heykelidir. Heykelin yapısı hakkında hiçbir bilgi yoktur. Heykelin 32m. yüksekliğinde olduğu ve tunçtan yapıldığı sanılmaktadır. Dikildikten yaklaşık yarım asır kadar sonra gerçekleşen bir deprem sonucu bacağı kırılıp yan yatan Rodos Heykeli MÖ. 225’te de şiddetli bir depremle tamamen yıkılmıştır. Günümüzden 1400-1500 yıl öncesinde harabeleri ortadan kalkmıştır. Yıkılan parçalar asırlarca orada kalmıştır.

 

Evet günümüzde bu antik çağ harikası için anlatılanlar, yazılıp, çizilenler özetle bunlar. Bunların yanında Bizanslı azizin anlattıklarını nereye koyacağız? Hani Müslümanların heykeli parçalayıp hurdacılara sattıkları gerçeği (!)?

 

Yine tekrar ediyoruz, bizim asıl üzerinde durduğumuz bazı tarihçilerimizin, kaynak olarak gösterdikleri kişilerin ve o kişilerin tarihçi tarafından temel alınan eserlerindeki bilgilerin objektif, sağlam, doğru olması gerekliliği. Özetle aynı eserin 45. sayfasındaki milli gururumuzu okşayan bir paragrafı “doğru” bilgi olarak almamız (II. Konstans’ın kaçışı) ancak birönceki sayfada (sayfa 44) aynı kaynağımızın Müslümanlar hakkında verdiği abuk subuk, hiçbir belgeye dayanmayan (Rodos Heykeli Olayı) anlatısını yok saymamız, görmezden gelmemiz asla objektif ve doğru bir yaklaşım değildir. Elbette böyle bir kaynakçayı kullananlar da en hafifinden doğru dürüst araştırmacı değillerdir.

 

 

II. Konstans’ın kılık değiştirerek savaştan kaçtığı hususunda kaynak gösterilen Malatya Süryani Patriği Süryani Mihail (1126-1199) kimdir diyeceksiniz? Eseri Vekayinâme’nin bulunduğu ilk kez 1899 yılında Académie des Inscriptions et Belles-Lettres’in yıllık raporunda açıklandı. Eserinin orijinal kopyasını bulan kişi ise Katolik bir rahip olan Fransız Jean-Baptiste Chabot (1860-1948)’dur. Biz de bu konudaki çalışmamız için, Chabot’nun bulduğu ve aynı zamanda Süryaniceden Fransızcaya tercüme edip üç cilt halinde neşrettiği Vekayinâme ’yi esas aldık, inceledik. (Michel le Syrien (Süryâni Mihael), Chronique de Michel le Syrien, Patriarche Jacobite d’Antioche (1166 1199), ed. and trans. J.B. Chabot, 3 vols. (I. 1899; II. 1901; III. 1905), by E. Leroux in Paris.)

Eser, henüz dilimizde yayınlanmamıştır. 1166 yılında patriklik makamına seçilen Süryanî Mihail, bu görevde kaldığı süre boyunca, Kudüs Kralı IV. Baldwin ve Anadolu Selçuklu Hükümdarı II. Kılıç Arslan gibi dönemin önemli liderleri ile iyi ilişkiler içinde olmuştur. Yaşadığı devirde yaşanan önemli olayların başkahramanı Anadolu Selçuklu Hükümdarı II. Kılıç Aslan’a 1181’den itibaren bilgiler vermiş ve ondan da hediyeler almıştır. Sultanın Malatya’ya girdiği günden bir gün sonra 9 Temmuz 1182’de, Sultanın daveti üzerine onunla bir araya gelmiştir. Bütün tarihçilerin hayali olabilecek bu buluşma, tarihi yazan kişi olarak Süryanî Mihael’e, tarihi yapanlarla tanışma ve onların aktardığı hususlar ile de Vekayinâme isimli eserini vücuda getirme fırsatı bulmuştur.

 

Böyle bir çağın eseri olan Vekayinâme, yaradılıştan itibaren başlayıp miladi 1195 tarihine kadar olan vakaları ihtiva ediyor, tarihsel vakaların yanında birçok jeolojik-Meteorolojik hususları da içermekte. (Hrant D. Andresyan, “Türk Tarihine Ait Ermeni Kaynakları”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Cilt 1, Sayı 1, 1949, s.407.)

 

Eserde, Türkler ile ilgili hususlar, üçüncü cildinde yer almakta. Eserin genelinde gördüğümüz üzere, Süryanî Mihail ’in vakaları izah ederken önemli bir rol oynayan dini hissiyatı, Türklerle ilgili hadiselerde de göze çarpmaktadır. Müellifin bu yanı, belki eser için bir eksiklik gibi görünürse de, eserin ihtiva ettiği tüm hususlar göz önüne alınıp irdelendiğinde bunun böyle olmadığı kolayca anlaşılıyor.

 

Eserde, Anadolu’da hâkimiyet mücadelesi veren Danişmend ve Selçukluların yer alması ve bilhassa da bu iki gücün Orta Anadolu’da verdikleri egemenlik mücadelesi dönemleri ihtiva eden hususları içermesi, Anadolu Türk tarihi açısından eseri çok önemli kılmaktadır. Bu vakaların, müellifin yaşadığı devirde gelişmesi ve kendisinin de bu hadiselerin meydana geldiği coğrafyada yaşaması esere ayrı bir önem daha katmaktadır.

 

Evet, biz buraya kadar Süryani Mihail için neden açıklama yapmak zorunluluğunu duyduk? Çünkü bu müellifin Vekayiname adını verdiği bu 3 ciltlik eseri “II. Konstans’ın kaçtığıyla” ilgili bir diğer kaynak olarak gösterilmişti. Bizim İslam tarihçilerin konuyla alakalı kaynak olarak verdikleri 2. cildin peşine düştük. (Süryani Mikhail, II, 446) Fransızca orijinalinden II. Cildin 446 sayfasında Bizans İmparatoruyla alakalı paragrafı, satırları aradık, taradık ama yoktu, bulamadık (!). 5 sayfa ön, 5 sayfa da takib eden metinlerde ne Zatüssavari Muharebesi, ne de Bizans İmparatoru II. Konstans ile ilgili değil satır bir tek harfi bile bulamadık. İlk ve üçüncü ciltleri de araştıran ekibimiz de maalesef bu bilgilere rastlayamadı.

 

Demek ki bu kaynak tamamen asparagas. İslam donanmasının, Finike açıklarında Bizans donanmasıyla karşılaştığı Finike Savaşını hikâye eden bizim tarihçilerimiz (!), gösterdikleri kaynakçalarla nasıl olsa kimse ilgilenmez, araştırmaz diyerek böyle gerçek olamayan belgeler sunmaktan çekinmemişler.

 

Sıkıldınızsa biraz ara verin, dinlenin. Çünkü sırada daha Ebu’l Ferec var. O da konu kaynakçalarda gösteriliyor. Kendisi Hanbelî mezhebindeki hadîs, tefsîr, fıkıh, usûl-i fıkıh âlimlerinin meşhûrlarından. Hikmetli sözler söyleyen, gayet güzel vaaz veren, kerâmetler sahibi bir zât. İsmi, Abdülvâhid bin Muhammed bin Ali bin Ahmed eş-Şîrâzî el-Makdisî ed-Dimeşkî el-Ensârî es-Sa’dî el-Abbâdî el-Hazrecî’dir. Künyesi Ebü’l-Ferec.  Irakî ve Makdisî lakablarıyla tanınır. Horasan şehrinde doğmuş olup, doğum tarihi bilinmemektedir. İlim tahsili için çok gayret gösterip uzun seyahatler yapmış, çeşitli konularda kitap te’lîf etmiştir. 486 (M. 1093) senesi, Zilhicce* ayının onsekizinci günü Şam’da vefât etmiş ve Bâb-üs-Sagîr mezarlığına defnedilmiştir. 

 

  • Zilhicce, Hicri takvime göre yılın 12. ve sonuncu ayı. İslam dininin beş temel gereklerinden olan hac ibadetinin yapıldığı aydır. Mübarek Aylar'ın ikincisidir. Ayrıca haccın bir parçası ve tamamlayıcısı olan kurban kesme ibadeti de bu ayda yapılır. İslam âleminde bu gün Kurban Bayramı olarak kutlanır.

 

Bilinen eserleri şunlardır:

1-El-Cevâhirü fî tefsîr-ül-Kur’ân: Otuz cildlik tefsîr kitabıdır. Kızı Ümmü Zeynüddîn, bu tefsîr kitabını ezberlemiştir.

2-El-Müntehâb,

3-El-İzâh-ül-mebhec (Hanbelî fıkhına dâirdir.)

4-El-Burhân fî usûliddîn,

5-Muhtasar fil-hudûd,

 6-Et-Tebsîrâtü fî usûliddîn,

7-Mesâil-ül-imtihân.

 

 

Ne deniliyordu yukarıda….

“Müslümanların kesin zaferiyle neticelenen savaşta İmparator II. Konstans, askerlerinden birinin imparator kılığına girmesi ve kendisinin onun kıyafetlerini giyip başka bir gemiye binerek kaçmasıyla esir düşmekten kurtuldu ve İstanbul’a gitti. (Theophanes, s. 45; Süryani Mikhail, II, 446; Ebü’l-Ferec, s. 182).”

 

Theophanes ve Süryani Mikhail ile gösterilen kaynakların pek de doğruyu yansıtmadığını gösterdik. Şimdi gelelim Abdülvâhid bin Muhammed bin Ali bin Ahmed eş-Şîrâzî el-Makdisî ed-Dimeşkî el-Ensârî es-Sa’dî el-Abbâdî el-Hazrecî’ye kısaca Ebü’l-Ferec’e.

Biz bu İslam âliminin yedi kitabının sadece adlarını bulabildik. 7 kitap, 50 küsur cilt ve binlerce sayfa. Üstelik hemen hepsi Arapça. II. Konstans’ın savaştan kaçarak kurtulduğunu iddia eden tarihçilerimiz (!), kaynak olarak Ebü’l Ferec, s. 182 diyeceğine, yazarın hangi eserinin, hangi cildinin 182. sayfası olduğunu söyleseydi, belirtseydi, biz de o bilgiler ışığında eserin o sayfasına ulaşır, gerçeği gözlerimizle görürdük.

 

Ancak böyle kısa, sınırlı, belirsiz bilgilerin arkasına sığınmak, kaynakçaların ya yetersiz oluşundan, ya da hiç olmamasından kaynaklanıyor. Kısacası nasılsa kimse merak etmez, araştırmaz, araştırmaya kalksa bilgisi, becerisi yetmez gibi bahanelerin bilerek arkasına sığınan sözde tarihçilerin gerçek yüzleri ve inanılırlıkları böylece bir anda ortaya dökülüyor.

 

Neden bu konuyu bu kadar uzattığımızı, sayfalarca izahatte bulunduğumuzu merak edenler varsa açıklayalım. Her anlatılana, her söylenen ve yazılana, araştırmadan, irdelemeden hemen inanan, doğru kabul edenlerin değil bu site. Başlangıçta ve hep belirttiğimiz, vurguladığımız üzere soru soranlara, kafalarını çalıştıranlara ait bu sayfalar. Amaç hikâye anlatmak olsaydı, o kolay, ancak amaç öyle değil de araştırmak, doğruyu bulmak olduğunda işte böyle sayfalar dolusu yazıp çiziyoruz. Sıradan bir Bizans İmparatorunu II. Konstans’ı aklamak falan değil amacımız, ister Türk, ister başka milletten hatta hangi dinden, ırktan olursa olsun gerçek birdir, tektir. İsimler, milletler, tarihler değişir, insanlar canı neyi isterse ona inanır ancak biz daima, gücümüz yettiğince daima gerçeği, doğruyu arayacağımızı söylemiştik başlarken, yine aynı inançla devam ediyoruz ve de edeceğiz. Nokta…

 

(Üçüncü Bölümün Sonu)

EYÜP SULTAN CAMİİ
HENRI LAMMENS
E. J. W. GIBB
AKŞEMSEDDİN'İN TÜRBESİNİN İÇİ
  • YORUMLAR (0)
  • YORUM YAP
    • İlk yorumu sen yap.
  • Ad Soyad E-mail Adres Yorum