TEVRAT VE İNCİL (DEVAM)
17 Nisan 2018

İncil’le Tevrat’ın değiştirilip değiştirilmediği konusunda yazdığımız yazı, takipçilerimiz arasında büyük yankı uyandırdı. Gerçekten de aldığımız tepkilerin bir kısmı değil, tamamı olumluydu. Hatta hatırı sayılır bir çoğunluğun konuyu daha da açmamız yolundaki samimi istekleri, bizi bu yazıyı kaleme almaya itti. Durumdan hoşnut olmamak olası değil. Hayır hayır yazılarımızın büyük kitlelerce okunması elbette memnunluk verici ancak bundan daha da güzel olan “aklını çalıştıran kalabalıkların” toplumumuzda son derece fazla, kalabalık olmaları. Bu site sadece bu tip “düşünen, soru soran, cevap arayan” dimağlara yönelik olduğundan, memnuniyetimizin derecesini varın bir düşünün.

 

Konumuza başlayalım, daha doğrusu bir önceki yazımızda kaldığımız yerden devam edelim. Hurafe yok, yalan yanlış hadis yok, dinsel masallar yok, tek rehberimiz Allah’ın Kelamı Kuran. “Meryem oğlu İsa da: 'Ey İsrailoğulları! Ben Allah'ın size, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek adı da Ahmed olan bir peygamberi müjdeleyici olarak gönderilmiş bir peygamberiyim' demişti. Ancak o kendilerine apaçık delillerle gelince: 'Bu apaçık büyüdür' dediler.” Saf Suresi, 6. Biraz açalım mı bu ayeti. Nasıralı İsa peygamber, kendi dönemine kadar ulaşmış Tevrat’ı Kuran’da net bir şekilde doğruluyor ve kendinden sonra gelecek adı Ahmet olan bir Peygamberi de müjdeliyor. Ayet gayet net ve açık.

 

Tevrat’ın tamamını düşünerek okumak, irdelemek  pek kolay değil, çünkü daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere.. Yok yok durun, sizi önceki yazılarımızı arayıp bulmak ve yeniden okumakla yormayalım. Birkaç paragrafla Tevrat’ı (Kitab-ı Mukaddes) hatırlatmaya çalışalım.

 

Allah'tan gelen dört büyük kitaptan ilki Tevrat. İncil ve Kuran’ı biliyorduk da bu dördüncü “Büyük Kitap” hangisi diyenlerin sesini duyar gibiyiz. Buyurun o konuya da girelim, bizim acelemiz yok.

 

Hz. Davud (*), İsrailoğulları'na gönderilen peygamberlerden biridir. Hem peygamber, hem de hükümdardır. Soy bakımından Hz. Yakup'un Yahuda adlı oğluna dayanır. Hz. Süleyman’ın babasıdır. Kendisine İbrani dilinde "Zebur" kitabı verilmiştir.

 

-         (Hz. Davud; Kur'ân-ı Kerim’de adı geçen İsrailoğulları peygamberlerinden biri. Yahuda kabilesinden İsa (Yasa)'nın sekizinci oğludur. Yeryüzünde demirciliği ilk yapan, insanlığa öğreten insandır. Kur'an-ı Kerim'e göre "Kendisine hem hükümdarlık hem de nübüvvet verildi. Dağlar ve kuşlar Onunla birlikte Allah'ı tespih ederdi. Bu sebeple dağlar ve kuşlar O'nun emrine verilmiştir." İbadete çok düşkündü, günah işlemekten titizlikle kaçınırdı. Hz. Muhammed (sav); "Allah'ın sevdiği namaz, Dâvud'un namazı, en sevdiği oruç yine Dâvud'un orucudur" buyurarak Hz. Dâvud'u övmüştür. O'nun döneminde İsrailoğulları tam anlamıyla yerleşik medeniyete geçmiş, devletlerini güçlendirmiştir. Ahd-i Atik'e göre Dâvud Aleyhisselâm 30 yaşında kral olmuş, 46 yıl 6 ay saltanat sürdükten sonra 76 yaşında vefat etmiştir. Mezarı Kudüs şehrindedir. Y.N.)

 

-         (Nebi: Haber getiren, Peygamber. Yeni bir kitap ve şeraitle gelmeyip kendinden evvelki Resulün getirdiği kitap ve şeraiti devam ettiren peygamber demektir. Nebi tebliğe memur olsun olmasın, kendisine vahyedilen kimsedir. O halde her Resul Nebi'dir, fakat her Nebi Resul değildir. Nebi yeni bir din getirmeyip, önceki dine davet eden peygamberlere denir. Y.N.)

 

Allah, Hz. Musa'dan sonra daha önceki yazımızda da belirttiğimiz üzere İsrailoğulları'na birçok peygamberler göndermiştir. Bu peygamberler, insanları Tevrat’ın hükümleriyle amel etmeye davet etmişler, fakat zaman geçtikçe din adamlarının Tevrat’ı kendilerince, kendi çıkarları doğrultusunda anlatmaları sonucu yoldan çıkan İsrailoğulları, Tevrat’ın hükümlerini kendilerince yorumlamaya başlamışlar, peygamberlerini dinlememişlerdir. Allah, Amâlika (*) kavmi hükümdarı Calut'u karşılarına bela göndermiş, Calut İsrailoğulları'nı vatanlarından sürüp çıkarmış, daha sonra Talut isimli bir hükümdar gelerek memleket işlerini ve orduyu düzene koyarak Calut’un üzerine yürümüştür. Talut'un ordusunda bulunan Hz. Davud, Calut'u öldürmüş ve Talut'un ölümünden sonra kendisi hükümdar olmuştur. Bir süre sonra Allah, kendisine peygamberlik görevi ve Zebur adlı kitabı vermiş ve Hz. Davud, insanları Allah'ın dinine davet etmiş ve adaletle hükmetmiştir.

 

-         (Hz. Davud zamanında yaşamış "Amâlika" kralının adı. Amâlika kavmi Akdeniz'in sahilinde Mısır ile Filistin arasında yaşayan bir milletti. Amâlika kavminin kralı Calut, Hz Musa'nın vefatından sonraki bir dönemde İsrailoğullarına saldırmış, onları yenerek, birçok esir ve kıymetli eşyalarını almış, ülkesine götürmüştü. En eski Arap kabilesi olduğu kabul edilen bu efsanevî göçebe Sâmî topluluk, Arap tarihçilerinin Amâlik ve İmlâku şekillerinde de kaydetmiş olmalarına karşın Kuran’da yer almaz,  İslâmî kaynaklara Benî İsrail rivayetlerinden geçmiştir. Filistinliler'in atalarıdır, firavunların da aynı soydan geldikleri düşünülür. Arabistan'ın efsaneler karışan tarihi içinde, Tasm, Cadis ve Semud kavimleri gibi Arap kökenli oldukları kabul edilir. Hz. İsmail'in ilk karısının Amalik olduğu rivayet edilir. Y.N.)

 

Hz. Davud'un çok güzel ve tesirli sesi vardı. Kendisine İbrani dilinde Zebur kitabı geldi. Bu kitap, manzum şekilde olup, eski manzum kitapların en ünlüsüdür. Zebur, vaaz ve nasihat şeklinde ünlü 4 ilâhi kitaptan biri olup, Tevrat’tan sonra gönderilip onu kuvvetlendirmiştir. Onu açıklayıp, onunla amel etmeye çağırdığından, Tevrat’ın hükümlerini yürürlükten kaldırmadı. Hz. Davud, Hz. Musa’nın getirdiği dini kuvvetlendirdiğinden resul olmayıp, Beni İsrail’e gönderilen nebilerden biridir. Yazılı şey ve kitap anlamına gelen Zebur'un bölümlerine “Mizmar” denir. İslam inancına göre bugün Zebur'dan geriye birkaç Mizmar kalmış, diğerleri kaybolmuştur. Zebur, “Mezmurlar” başlığı altında Tevrat'ın içinde yer almaktadır. Yine İslamiyet'te genel kanı Zebur'un da zamanla Tevrat ve İncil gibi metinleriyle birlikte tahrif edildiğidir.

 

Zebur’u da özetle anlattıktan sonra konumuza kaldığımız yerden devam edelim. İbranice Tura kelimesinin Arapçalaşmış biçimi olan Tevrat kanun, ittifak, birlik, anlaşma, sözleşme, andlaşma gibi anlamları dile getirir. İslâm geleneğinde Hz. Musa'ya nazil olan kitabı belirtir. Yahudi geleneğinde ise, bugün Ahd-i Atik (Eski Ahit) denilen kitaplar toplamının adıdır.

Dinler tarihçileri 39 kitaptan meydana gelen Tevrat'ı genellikle üç bölüme ayırırlar: 1- Tevrat (Kanun Kitabı), 2- Nebiim (Nebiler Kitabı), 3- Ketubim (Yazılar Kitabı).

1. Bölüm, Hz. Musa'nın ilk beş kitabını ihtiva eder. İslâm âlimlerine göre de Cenab-ı Hak tarafından Hz. Musa'ya verilen asıl Tevrat budur. Bu ilk beş kitap (Fr. Pentateuque) Tekvin, Çıkış, Levlililer, Sayılar ve Tesniye'den meydana gelmektedir.

2. Bölüm, Nebiim 6. Kitap Yeşu'dan başlar, 22. Kitap Neşidelerin Neşidesi'ne kadar devam eder.

3. Bölüm, Ketubim 23. Kitap İşaya'dan başlar, 39. Kitap olan Malaki ile sona eder.

Yahudiliğe göre Tevrat'ın ilk beş kitabı kelimesi kelimesine Yahveğ (Yehova) tarafından Hz. Musa (Moşe)'ya bildirilmiş Tanrı kelâmıdır. Beşinci kitaptan sonra gelen Yeşu da aynı kitaptan sayılmış ve böylece altı kitaplık bir deste meydana getirilmiştir. XVIII. yy. Fransız bilginlerinden Jean Astruc'e göre ilk beş kitaptan meydana gelen Tevrat'ın 1. Bölümü, birbirine karıştırılmayan iki ayrı anlatım tarzı ihtiva etmektedir. Bu iki ayrı anlatımdan birinde Tanrı'nın adı Elohim (Ruhlar), diğerinde ise Yehova (Varolan) diye geçmektedir. Diğer bir ifade ile bu iki metne Elohist ve Yahvist metin denilmektedir. Bu iki ayrı metinde birçok çelişkiler tespit edilmiştir.

Tevrat'ın bütünü Tekvin'le başlar ve Malaki ile son bulur. Tekvin, "Başlangıçta Allah gökleri ve yeri yarattı" cümlesi ile başlamakta, Malaki de, "O da babaların yüreğini oğullara ve oğulların yüreğini babalarına döndürecektir, ta ki  gelip dünyayı lânetle vurmayayım" cümlesiyle sona ermektedir (Kitab-ı Mukaddes, Eski ve Yeni Ahit, İst., 1965).

Halen de mevcut Kitab-ı Mukaddes külliyatının baş kısmında yer alan Tevrat'ın 39 kitabı şu sırayı takibetmektedir: 1- Tekvin, 2-Çıkış, 3- Levililer, 4- Sayılar, 5- Tesniye, 6- Yeşu, 7- Hâkimler, 8- Put, 9, Samuel, 10- II. Samuel, 11- I. Krallar, 12- II. Krallar, 13- I. Tarihler, 14- II. Tarihler, 15- Ezra, 16- Nehemya, 17- Ester, 18- Eyub, 19- Mezmurlar, 20- Süleyman'ın Meselleri, 21-Vaiz, 22- Neşidelerin Neşidesi, 23- İşaya, 24- Yeremya, 25- Yeremyanın Mersiyeleri, 26- Hezekiel, 27- Daniel, 28- Hoşea, 29- Yoel, 30- Amos, 31-Obadya, 32- Yunus, 33- Mika, 34-Nahum, 35- Habakkuk, 36- Tsefenya, 37- Hağgay, 38- Zekarya, 39-Malaki.

Klasik İslâm literatüründe genellikle İbranice, Yunanca ve Samirice (*) olan üç meşhur nüshası bulunduğu kabul edilir. Yahudiler ve Protestanlar İbranice, Roma ve Doğu kiliseleri Yunanca, Samiriler de Samirice nüshayı diğerlerine tercih ederler.

 

       - (Samiriler, Yahudiliğe benzer bir dine inanmakla birlikte Yahudiler tarafından Yahudi kabul edilmeyen    bir topluluk olarak tanınıyor. Yahudiler ile Samiriler arasında bir çok fark bulunuyor. Yahudilerin Tevrat'ı ile Samirilerin Tevrat'ı arasında altı bine yakın fark olduğu biliniyor. Samiriler, Kudüs'ün yerine Gerizim'i kutsal mekan olarak kabul ederler ve kendilerini gerçek Yahudi olarak görürler. Samirilerin ibadet şekilleri Müslümanlarınkine çok benzer. Müslümanlar gibi abdest alıp, Aramice diliyle ibadet ederler. İbadet yerleri, Müslümanların mescidi gibidir. Yahudilerin Sinagogları gibi içeride masa veya sıra bulunmaz. İbadetlerinde rüku ve secde vardır. İslam'daki namaza benzer şekilde namaz kılarlar. Y.N.)


Kur'an-ı Kerim’in yedi ayrı suresinin 16 ayetinde (Âl-i İmrân, 3/48, 50, 65, 93; el-Maide, 5/43, 44, 46, 66, 68, 110: el-Âraf, 7/157; et-Tevbe, 9/111; el-Feth, 48/29; es-Saf, 61/6; el-Cum'a, 62/5) Tevrat kelimesi geçmektedir. (M. Fuad Abdulbâki, el-Mu'cem, Kahire, 1964)

Cenab-ı Hak, Tevrat ve İncil'in Kur'an-ı Kerim'den önce indirildiğini (Âl-i İmrân, 3/3), Hz. İsa'ya yazı, hikmet, Tevrat ve İncil'in öğretileceğini (Âl-i İmrân, 3/48), O'nu, Tevrat'ı tasdik edici olarak gönderdiğini (Âl-i İmran, 3/50; el-Mâide, 5/110; es-Saf, 61/6), Tevrat ve İncil'in Hz. İbrahim'den sonra indirildiğini (Âl-i İmran, 3/65), Tevrat'ta bir hidayet ve nur bulunduğunu (el-Maide, 5/44), Tevrat'ın bir tasdikçisi olarak İncil'in indirildiğini (el-Maide, 5/46), Tevrat, İncil, ve Kuran’ın dosdoğru tutulması gerektiğini (el-Maide, 5/66, 68) beyan buyurmuştur .

Yukarıda anılan Tevrat'la ilgili ayetlerin açıklanmasında müfessirler, Ehl-i Kitabın, Tevrat sözü ile Hz. Musa'nın yazdığı söylenen Tevrat'ın ilk beş kitabını kastettiklerini, Hristiyanların ise Tevrat kelimesini Ahd-i Atik adı verilen kitapların hepsi için kullandıklarını, Hz. Musa kavminin Tevrat'ı muhafaza edemediklerini özellikle vurgulamışlardır (İbn Kesir, Tefsir, Beyrut, 1966, II, 3 vd.)



Tevrat, Türkiye'de bu orijinal adıyla bilindiği gibi, Ahd-i Atik adıyla da tanınır. Bütün dünyada yaygın olan Kitab-ı Mukaddes Şirketi'nce, Kitab-ı Mukaddes başlığı ile yayınlanan külliyat, Yahudilik ve Hıristiyanlığın bütün kitaplarını bir arada sunmaktadır. Yahudiler Hz. Musa'ya Allah tarafından vahyedildiğini, ancak zamanla tahrife uğradığını açıklamıştır. (Burada bahsedilen Kitap Hz. Musa’ya verilen ilk Kutsal Kitaptır.) Halen elde mevcut olan Tevrat'ta birçok tenakuzun tespit edilmiş olması da bunun delilidir. Bu husus dinler tarihi açısından ayrıca önem arz etmektedir.

Her ne kadar Yahudilik talimlerinin bütününe Tevrat deniliyor ve bu terim Hz. Musa'ya atfedilen ilk beş kitabı ifade ediyorsa da, Tora, Yahudiliğin diğer kitap ve öğretilerini de içine almaktadır. Yahudiliğe göre Tevrat, 1. Yazılı, 2. Sözlü olmak üzere iki kısımda incelenebilir. 1- Yazılı olan kısım Tûr-i Sina'da (Har Sinay) Tanrı Yahve tarafından Hz. Musa (Moşe)'ya indirilen beş kitap ve eklerini ihtiva eder. 2- Sözlü olan kısım ise, yine Hz. Musa'yı atfedilen ve O'ndan nakledilenlerle, Tevrat'ı tamamlayan açıklamaları ihtiva eder. Günümüz Yahudileri Tevrat karşılığında Tanah terimini kullanmayı tercih etmektedirler. Takriben M. Ö. 1200- 1100 yılları arasında da tamamlanan ve İbranice yazılmış olan Tanah'ın içerisinde birkaç Aramice parça da bulunmaktadır.

Tevrat'ın eski İbranice yazması M.S. VII, ve X. yy'da kaleme alınmış bir kaynaktır. Bu kaynağın M.Ö. I. yy'daki İbranice metinlere dayandığı din tarihçilerince, teologlarca ileri sürülmektedir. 1947'de Kumran Vadi'sinde, Lut Gölü'nün kuzey-batısında ve Yehu'nun 12 km. güneyinde bedevilerin mağarada bulduğu eski İbranca yazmalar (* Ölü Deniz Parşömenleri) , gerek genel tarih, gerek dinler tarihi açısından oldukça önem taşımaktadır. Aynı çalışmaların devamı olan 1951-1958 yılları kazıları da yeni keşiflere ufuk açmıştır.

 

-         (Ölü Deniz Parşömenleri olarak bilinen Kumran Yazıtları, Khirbet Kumran’da 1946 ve 1956 yılları arasında keşfedilen ve 981 metinden oluşan bir koleksiyondur. Ölü Deniz’in kuzeybatı kıyısından bir buçuk kilometre uzaklıkta bulunan mağaraların içinde keşfedilmişlerdir. Yazıtların keşfediliş hikâyesi oldukça ilginçtir: Muhammed Ahmed El-Hamid adlı genç bir bedevi çobanı kaybolan keçisini aramaktadır. Kazara Kumran mağaralarında parşömenlerin bir kısmını keşfeder. Parşömenlerle ne yapacaklarını şaşıran Bedeviler ilk başta yazıtları çadır direkleri üzerine asar. Sonrasında koleksiyonu bir antikacıya günümüzün değeriyle 80 TL’ye satar. Elden ele dolaşan parşömenler en sonunda Profesör Dr. John Trever tarafından satın alınır ve böylece keşif dünyaya duyurulur. Parşömenlerin çoğu M.Ö. 3. ve 1. yüzyıllar arasında tarihlendirilmektedir. Yazıtların %40’ı Ester dışında mevcut Eski Ahit’in tüm kitaplarından nüshalar içermektedir. Bunlar arasında en önemlisi, hemen hemen tüm Yeşaya – dinsel ve saklı kitaplar - kitabını içeren büyük Yeşaya tomarıdır. Yazıtların %30’u Eski Ahit’in Deuterokanonik ve Apokrif yazıtlarını oluşturan Enok Kitabı, Tobit, Jübileler, Sirak gibi kitapların nüshalarını içermektedir. Kalan %30 ise Kumran tarikatının (Eseniler) cemaat kuralları ve Eski Ahit yorum geleneklerini içeren yazılardır. Y.N.)



Yahudiler nazarında Tevrat Allah kelamıdır ve ibadetlerde önemli bir yer tutar. Yahudilerin havra ve sinagoglarında, mihrap denilen bir yerde, dolap içinde, sırmalı ve ipekli örtülere sarılmış yazma nüshalar muhafaza edilir. Tahrife uğramadan önce Süleyman Mabedi (Beyt Ha-Mikdaş)'ndeki Mukaddes Sandık – Kutsal Ahit Sandığı - (Arona Kodeş)'da, Hz. Musa'nın getirdiği Tevrat levhalarının muhafaza edildiğine inanılmakta idi. İbadet için havra veya sinagoga giden her Yahudi, öncelikle Tevrat tomarının korunduğu sandık veya dolabı ziyaret eder, ona elini sürer ve öper. Bu hareketler sembolik bir anlam taşır ve belli belirsiz bir şekilde yapılır. Havra veya sinagogda Tevrat yere düşerse haham hemen onu alır. Bu durumda haham ve oradaki cemaat 30 gün oruç tutmak zorundadır, buna cumhur (cemaat) orucu denir.

Yahudi inancına göre nerede olursa olsun Tevrat okunurken “başın mutlaka örtülmesi” şarttır. Açık başla mabede girilmez, Tevrat da okunmaz. Ayrıca usulüne göre abdest almak ve temiz bulunmak lâzımdır. Tevrat askeri geçitlerde (Ha Tsaada) askerlerin koruması altında geçirilir. Tevrat'ın tamamı okunduktan sonra, tomar halindeki Tevrat bir tahta konularak sokağa çıkarılır, törenle dolaştırılır. Buna Tevrat Bayramı denir. Bu merasim bütün dünyada aynı şekilde yapılır. Omuzlarda ve kucakta Tevrat taşımak sevap sayılır. Gerek sivil, gerek askerlikte yemin Tevrat üzerine yapılır. Din bilgisi, tarih ve okuma kitaplarına Tevrat'tan seçilmiş metinler konulur. Tevrat hakkında tartışma ve eleştiriye kesinlikle izin verilmez. Okul çağındaki her öğrencinin bir Tevrat'ı vardır ve sınıflarda da ancak “baş örtülü” olmak şartıyla Tevrat okunabilir. Sıkıldınız mı? Yok sakın sıkılmayın, bir hususu anlamak onu etraflıca irdelemekten geçer. Mesela Tevrat’ın ancak “baş örtülü”, ayrıca usulüne göre abdestli ve temiz olmak şartıyla okunabilir olma şart,ı kimbilir düşün dünyanızda yeni yeni soruların doğmasına neden olabilir…

 

Evet tüm bu “gerekli” açıklamalardan sonra ana konumuza dönebiliriz.  Adı adım her üç semavi kitabın birbirlerinin tarihi süreç içinde nasıl takipçisi olduklarına ve doğruladıklarına bir kez daha bakalım. Kutsal Kitabımızın metinleri, Hz. İsa’nın Musevi şeriatını değiştirmeye gelmediğine, ancak Musevilerin aralarında anlaşmazlığa düştükleri konuları çözmek için görevlendirildiğine dikkat çeker. “İsa açık delillerle geldiği zaman demişti ki, Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim..” Zuhruf, 63. Musa’ya verilen kitabı açık ve yorumsuz doğrulayan İncil’dir. Hıristiyanlık Tevrat’ı kitapların kitabı olarak görüp, içindekilerin Tanrı sözü olduğuna ve değişmediğine zamanımıza dek tereddütsüz iman etmiştir.

 

Şimdi çok hassa bir konuya geçiyoruz. Sorumuz şu, “Tevrat Müslümanlıktan önce mi tahrif oldu?” Tabi ki bu soru bizim değil. Tevrat’ın tahrif edildiği konusunda ısrarcı olanların sorusu. Cevabımız yine Yüce Yardan’ın Kelamı Kuran’dan. Müslümanın tabi olduğu Kuran, Mukaddes kitabın içindeki metinlerin asırlarca yerli yerinde olduklarını daha önceleri sayıları otuzu bulan ayetlerinde açık bir dille ifade etmişti, gördük. Ve değiştirilmediğine da Allah şahitlik ediyor, üstelik değişti diyenlere de “sapık” damgasını vurarak. “Resulüm,! Eğer sana indirdiğimizden kuşkuda isen, senden önce Kitab’ı okuyanlara sor. Andolsun ki, Rabbinden sana hak gelmiştir. Sakın şüphecilerden olma!) Yunus, 94. Bu ayetten ne anlaşılıyor? Allah’ın Peygamberimize Kuran’dan kuşku duyuyorsan, Tevrat’a başvur, onu okuyanlara sor diyor değil mi? Tevrat değiştirilmiş, geçersiz kılınmış olsaydı Allah onu Peygamberimize sağlam kanıt olarak gösterir miydi?  Devam edelim. Maide 71 “Bir bela olmayacak zannettiler de kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah tövbelerini kabul etti. Sonra içlerinden çoğu yine kör ve sağır oldu. Allah onların yaptıklarını görmektedir.” Bir önceki ayete baktığımızda burada bahsedilen kesimin (Kitap ehli)Yahudiler ve Hıristiyanlar olduğunu anlıyoruz. 72. Ayet de bu iki ayetle değerlendirildiğinde konunun Hıristiyanlarla da olduğu aşikâr. De ki, Ey Ehli Kitap, Tevrat’ı ve İncil’i ve Rabbinizden size indirileni tatbik etmedikçe hiçbir esas üzerinde değildiniz.” Yine bu kez Maide, 43 “İçinde Allah hükmü bulunan Tevrat yanlarındayken seni nasıl hakem yapıyorlar da, sonra dönüyorlar. Onlar inanmış kimse değillerdir.”

Dikkat edelim, bu vahiyler Allah tarafından direkt olarak bizim Peygamberimize, Hz. Muhammed’e geliyor. Hadis falan değil, sadece ve sadece Allah’ın sözü olan ayetler bunlar. Bunlara itiraz edecek gerçek bir Müslüman var mı?. Hala şüphede olanlar, verdiğimiz ayetleri ve onların surelerini açıp okusunlar. Yüce Yaradan’ın Kuran Kelamından daha net, daha sağlam kanıt (haşa) var diyenler, yine Kuran diliyle, “Sapıktırlar, sapkındırlar, şirke batmışlardır”.

 

Burada son noktayı koyarken akıllara gelmesi muhtemel bir sorunun cevabını da verelim. Biz Tevrat’tan, İncil’den yana mıyız? Böyle bir iddiamız yok. Biz Allah’la en sağlam şekilde ilişki kurabilmenin, tek doğru yolu bulmak, dürüst olmaktan geçtiğine inanıyoruz. Verdiğimiz örnekler de hep Allah’ın Kelamı’ndan, yani en sağlam kaynaktan. Hep ayetlerden, surelerden verdik örneklerimizi. Varsın Allah’ın diğer Kutsal Kitaplarına kin tutan, onları yok sayan, horlayan, imamların, akademisyenlerin, din tacirlerinin yolunda gitsin gidenler. Bizim yolumuz hak yolu, Allah’ın yolu, Kuran’ın yoludur ve o ne derse Kitap’ta ne yazıyorsa ona iman etmekle mükellefiz.

 

Buraya kadar izaha çalıştığımız, Tevrat’ı Kuran’ın hükümden düşürmediği, batıl kılmadığı, yok saymadığı konusudur. Bunu yanı sıra yine izah etmeye çalıştığımız bir diğer konu da onun metinleriyle oynayan, kendi çıkarları doğrultusunda tefsir eden din adamlarının (!) her zaman diliminde bulunduğuydu. Bu kirli oyun yalnızca Musevi ve İsevi ilahiyatçılara, din adamlarına mahsus değildir. Bizde de bu tür oyun oynayanlar vardır. Örnek olarak büyük İslam âlimi (!) M. Hamdi Yazır’ın Kuran tercümesine bir göz atalım.

Maide Suresi 44. Ayet. Ayet aynen şöyle “Biz içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat’ı indirdik. Kendilerini Allah’a teslim etmiş peygamberler onunla Yahudilere hükmederlerdi.  Allah’ın Kitabı’nı korumaları kendilerinden istendiği için Rablerine teslim olmuş zahidler ve bilginler de onunla hükmederlerdi. Hepsi onun hak olduğuna şahitlerdi. Şu halde ey Yahudiler ve hâkimler, insanlardan değil benden korkun. Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah’ın indirdiği hükümler ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” Bu bizim tefsirimiz.

Bir de rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ün Kuran mealine, aynı ayete bir bakalım. “Biz indirdik Tevrat’ı biz. İyiye ve güzele kılavuz VAR onda, ışık var…Allah’a teslim olmuş peygamberler Yahudilere onunla hakemlik yaparlardı.…….”

 

Aynı ayet için Diyanet’in tefsiri ve açıklama da şöyle.. Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur VARDIR. (Allah’a) teslim olmuş nebiler onunla Yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu halde siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.”  Kuran’ın açıklamalarından, Tevrat’ın Allah tarafından insanlar için gönderilmiş bir ışık ve bir kılavuz olduğu, Hz. Musa’dan itibaren Hz. Peygamber’in zamanına kadar gelmiş geçmiş peygamberlerin Yahudilerin davaları hakkında onunla hüküm verdiği ve onun şeriatıyla amel ettiği anlaşılmaktadır.

 

Elmalılı Hamdi Yazır ise Maide,44: “Filvakı' biz Tevratı indirdik, onda bir hidayet, bir nur VARDI, müslim olan nebiyyûn, Yehudîlere onunla hükmederlerdi, rabbaniyyun ve ahbar da, kitabullahın muhafazâsına me'mur edilmiş olmaları ve üzerine nazır ve murakıp bulunmaları hasebiyle hükmederlerdi, artık insanlardan korkmayın benden korkun, benim ayetlerimi bir kaç paraya değişmeyin, ey hâkimler! Her kim Allahın indirdiği ahkâm ile hükmetmezse onlar hep kâfirlerdir.”

Biraz daha Türkçeleştirelim. “Gerçekten biz Tevrat’ı indirdik. Onda bir yol gösterme, nur VARDI. Müslüman olan peygamberler Yahudilere onunla hükmederlerdi. Kendisini tamamen Allah’a vermiş olanlar ve din alimleri, din büyükleri Allah’ın Kitabının korunmasıyla görevlendirilmiş olmaları ve üzerine gözeten ve denetçi bulunmaları sebebiyle hükmederlerdi………”

 

Verdiğimiz örneklerle, M. Hamdi Yazar’ın Maide 44 meali arasındaki değişikliği mutlaka fark etmişsinizdir. M. Hamdi Yazır Maide 44’ün TEK BİR HARFİYLE OYNAYARAK, Sünnet ehlini Tevrat’ın batıl olduğunu inandırmaya çalışıyor. Diğer verdiğimiz örneklerde Tevrat’ta bir hidayet, bir nur VARDIR denilmesine rağmen, Yazır ısrarla bunu görmezden gelerek kelimeyi VARDI diye tercüme etmiş. Bunun anlamı kısaca şudur. Peygamberimiz Hz. Muhammed henüz hayattayken, yaşıyorken Musevi’nin Kitabı içinde “NUR VARDIR”. Bütün tercüme ve tefsirlerde bu böyle geçer. Eğer M. Hamdi Yazır’ın tercümesindeki (mealindeki) “NUR VARDI” kelimesine bakarsak o zaman Tevrat’ın Hz. Muhammed’den çok önce batıl olduğu, hükümsüz bırakıldığı anlamı çıkar ki, bu geçmiş zaman kipini Kuran tercüme ve meallerinin hiçbirinde bulamazsınız. “VARDIR” kelimesi 1400 yıl önce olduğu gibi Kuran’da yerli yerinde. Açın siz de okuyun. Allah’ın sözlerinde değişiklik yapanları Allah affetsin..

 

Bu yazı dizisi aklınızda yeni yeni sorular mı oluşturdu? Varsın oluştursun.. Peki anlatacaklarımız bitti mi? Hayır bitmedi, daha anlatacağımız çok şey, gerçekler var. Zamanı ve sırası geldikçe birlikte onları da inceleriz. Biraz sabır.

 

 

ÖNEMLİ VE TAMAMLAYICI BİR BİLGİ

Ölü deniz tomarları, bir kısmı İbranice bir kısmı da artık kullanılmayan Aramice ile kâğıt, deri veya bakır plakalar üzerine kaydedilmiş kırk bin adet el  yazısı parçalarından oluşmaktadır. Bu parçaların bir araya toplanmasıyla tam olarak beş yüz kitap oluşturulmuştur. Hıristiyanlığın ve Museviliğin bilinen en eski yazılı kaynakları sayılmaktadır.

 

Parşömenlerin Bulunması

1947 Şubat veya Mart aylarında kesin bir bilgi bulunmamıştır. Muhammed Ahmet El-Hamid adında Bedevi keçi çobanı bu genç, kaybolan keçisini aramak için, Eriha kentinin 13 km güneyinde, Ölü Deniz’in batı yakasındaki bir tepede bulunan bir delikten taş atar ve duyduğu testi kırılma sesi üzerine mağaraya inmiştir. İndiğinde mağaranın zemininde, içinde keten kumaşa sarılı deri tomarları bulmuştur. Testilerin ağzı sıkıca kapatıldığı için 1900 sene boyunca zarar görmeden bulunduğu düşünülüyor. Bulgulara göre bu testilerin MS. 68 yılında mağaraya yerleştirildiği düşünülmektedir. 1952-1956 yıllarında yapılan kazı çalışmalarında başka bir mağarada da benzer testilere rastlanmıştır. Bu mağaralar numaralandırılmıştır ve birinci mağara yani Kumran mağarasında bulunan tomarlardan beş tanesi Kudüs’te bulunan Suriye Ortodoks Manastırı Başpiskoposu tarafından satın almıştır. Üç tomarı ise İbrani Üniversitesi Profesörü E.L. Sukenik tarafından satın alınmıştır. 1 numaralı Mağaradan çıkarılan  tomar parçaları ise mağarada aynı zamanda Yaratılış, Levililer, Yasa’nın Tekrarı, Hâkimler, Samuel, Yeşaya, Hezekiel ve Mezmurlar (Zebur) gibi bazı kesimler tarafından Kutsal Yazılar arasında kabul edilen kitapların bazı parçaları ile Hanok, Musa’nın Sözleri (bu kitapla ilgili ilk bulgu burada keşfedilmiştir), Özgürlük Kitabı (Book of Jubilee), Nuh’un Kitabı, Levi’nin Vasiyetnamesi, Tobit ve Süleyman’ın Bilgeliği gibi eserlerin parçaları bulunmuştur. Aynı zamanda, Daniel Kitabı 2. bölüm 4’teki sözleri içeren bir kısım da burada bulunmuştur (bu kısımda metin dili İbranice’den Aramice’ye geçer). Ayrıca Mezmurlar (Zebur), Mika ve Sefanya kitaplarının yorumlarından bazı parçalar da yine bu mağarada bulunmuştur.

Ölü Deniz Tomarlarının bulunması, 20. yüzyılın en önemli arkeolojik keşiflerinden biri olmuştur. MÖ. birinci yüzyıldan MS. ikinci yüzyıla kadar Ölü Deniz kıyısındaki Kumran vadisine yerleşmiş olan dini topluluğun tarihçesini aydınlatmıştır. Bu topluluk Kumran topluluğu ve Esseniler olarak bilinen, dışa kapalı Yahudi bir toplumdu. ‘Zadokite belgeleri’,’Toplum Kuralları’ ve ‘Disiplin el kitabı’ gibi yazılar sayesinde, Kumran’daki günlük hayatla ilgili oldukça geniş bilgiler edinmesini sağlamıştır.

 

Ölü Deniz Parşömenlerini Kim Yazdı?

Ölü deniz parşömenlerinin yazarlarının bugüne dek bilinenden farklı olabileceğini gösteren kanıtlar bulunmuştur. Parşömenleri Essenilerce yazıldığı düşünülürken yapılan çalışmalar sonucu parşömenlerin MS. 70’lerde Kudüs Tapınağını yok eden Romalıların saldırısına dek bölgede yaşayan Yahudi toplumlarınca yazılmış olabileceği ihtimalleri oluşmuştur. Arkeolog Robert Cargill, yıllardır süren inanışın tersi olarak parşömenlerin tek bir Yahudi topluluğuna ait olmadığını belirtmiştir. Farklı Yahudi topluluklarınca yazılmış olduğunu dile getirmiştir.

 

HZ. DAVUD
HZ. DAVUD'UN KABRİ
ZEBUR
ZEBUR PARŞÖMENLERİ
ÖLÜ DENİZ PARŞÖMENLERİ
KUMRAN
SAMİRİLER I
SAMİRİLER II
  • YORUMLAR (0)
  • YORUM YAP
    • İlk yorumu sen yap.
  • Ad Soyad E-mail Adres Yorum

SİTEDE ARA

MÜZİK KUTUSU

  • All Hung Up in Your Green Eyes
    SANDY POSEY
  • Alta Gracia
    OSCAR HARRIS
  • Bete Noir
    BRYAN FERRY
  • Harem
    SARAH BRIGHTMAN
  • Bütün Liste <<